FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü Üyeliği Davalarında Gelinen Aşama: ByLock Delili Bağlamında Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarının Karşılaştırmalı Analizi
Ağustos 2026 itibarıyla güncel içtihat durumu
Öz
15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından yürütülen FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği (TCK m.314/2) soruşturma ve kovuşturmaları, on yılı aşkın bir süredir Türk yargısının en hacimli dava grubunu oluşturmaktadır. Bu sürecin merkezinde, örgütsel haberleşme ağı olduğu kabul edilen ByLock uygulamasının delil değeri yer almaktadır. Bu makale; Yargıtay içtihadının 2017’den bugüne geçirdiği evrimi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) uzun süre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) ayrışan tutumunu, AİHM’in Yüksel Yalçınkaya/Türkiye (Büyük Daire, 2023) kararıyla ortaya koyduğu standardı ve AYM’nin 2026 yılında bu standarda yaklaşan yeni içtihadını, güncel ve karşılaştırmalı biçimde ele almaktadır.
Anahtar Kelimeler
FETÖ/PDY, TCK m.314/2, ByLock, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye, adil yargılanma hakkı, kanunilik ilkesi.
I. Giriş: Hukuki Çerçeve
15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin ardından, Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) Türk yargı makamlarınca silahlı terör örgütü olarak nitelendirilmiş; bu örgüte üyelik, yöneticilik veya yardım fiilleri başta TCK m.314 (silahlı örgüt kurma, yönetme, üyelik) olmak üzere 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümleriyle birlikte değerlendirilmeye başlanmıştır. Sürecin niceliksel büyüklüğü, hukuki tartışmaların da ölçeğini belirlemiştir: yetkili makamlarca tespit edilen ByLock kullanıcı sayısının yüz bin civarında olduğu, bu davaların önemli bir kısmının olağan ve olağanüstü kanun yolları dahil halen çeşitli aşamalarda bulunduğu bilinmektedir.
TCK m.314/2 kapsamında silahlı terör örgütü üyeliğinin oluşabilmesi için, Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, kişinin örgütün hiyerarşik yapısına gönüllü iradeyle dahil olması, örgütün amacını ve bu amacın suç işlemeye yönelik olduğunu bilmesi ve örgütle organik, süreklilik arz eden bir bağ kurması aranır. Sorunun özü, bu sübjektif ve objektif unsurların hangi delillerle ve hangi standartta ispatlanacağı noktasında toplanmaktadır; ByLock delili tartışmasının hukuki ağırlığı da tam olarak buradan kaynaklanmaktadır.
II. ByLock Delilinin Ortaya Çıkışı ve İlk Yargıtay İçtihadı (2017)
ByLock, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) yasal yetkileri çerçevesinde elde ettiği ve FETÖ/PDY mensuplarınca örgütsel haberleşme amacıyla kullanıldığı değerlendirilen şifreli bir mesajlaşma uygulamasıdır. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin içtihat niteliğindeki ilk tespitleri, 2017 yılında, meslekten ihraç edilen hâkimler Metin Özçelik ve Mustafa Başer hakkında silahlı terör örgütü üyeliği ve görevi kötüye kullanma suçlarından verilen mahkûmiyet kararının gerekçesinde yer almıştır. Bu kararda Daire, MİT tarafından teşkilata özgü teknik istihbarat yöntemleriyle elde edilen ByLock verilerinin Cumhuriyet başsavcılıklarına ulaştırılması üzerine, ceza muhakemesi hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yürütülmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, sonraki yıllarda bu yaklaşımı pekiştirerek, ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY mensuplarınca kullanılmak üzere oluşturulan ve münhasıran bu örgüt mensuplarınca kullanılan bir ağ olduğunun teknik verilerle, her türlü şüpheden uzak ve kesin biçimde tespiti hâlinde, bunun kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil teşkil edeceği yönünde değerlendirmelerde bulunmuştur.
III. Yargıtay İçtihadının Evrimi: Kriterlerin Katılaşması ve Bütüncül Değerlendirme
III.1. 2018-2020 Dönemi: Katı Kriterlerin Belirlenmesi
Bu dönemde Yargıtay 16. Ceza Dairesi, örgüt üyeliğinin oluşabilmesi için ‘gönüllü irade ile hiyerarşik yapıya dahil olma’ ve ‘örgütün silahlı/terör amacını bilme’ şartlarının birlikte gerçekleşmesini aramıştır. Aynı dönemde, 17-25 Aralık 2013 tarihinden önceki faaliyetlerin (sohbet toplantılarına katılma, örgütle bağlantılı olduğu değerlendirilen bir dershaneye devam etme gibi) tek başına örgüt üyeliği için yeterli sayılamayacağı kabul edilmiş; ByLock gibi dijital deliller güçlü delil olarak konumlandırılmış, ancak bu delillerin ayrıca doğrulanması şartı da bu dönemde şekillenmeye başlamıştır.
III.2. 2021-2023 Dönemi: Doğrulama ve Bütüncül Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bu döneme ait kararları (örn. E.2019/495, K.2021/116) ile Yargıtay 3. Ceza Dairesi içtihatları, tanık beyanlarının başka delillerle doğrulanması zorunluluğunu netleştirmiştir. İtirafçı/etkin pişmanlık tanıklarının beyanları, başka delillerle desteklenmediği sürece tek başına mahkûmiyete yeterli görülmemiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 18.05.2023 tarihli, E.2022/2202, K.2023/3177 sayılı kararı bu yaklaşımın somut bir örneğini oluşturmaktadır.
III.3. 2024-2026 Dönemi: Mevcut Kriterlerin Pekiştirilmesi
Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 2024-2025 tarihli kararları (örn. E.2024/705, K.2024/15150; E.2022/5667, K.2024/12523), delillerin bütüncül biçimde değerlendirilmesini ve eksik soruşturmayı bozma nedeni saymaya devam etmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 1 Ekim 2025 tarihli, E.2025/3-158, K.2025/374 sayılı kararı ise, doğrudan delil kriterlerinde (tanık beyanı, sohbet, dershane) yeni bir değişiklik getirmemiş; daha çok ceza tayini usulüne odaklanarak mevcut içtihadı pekiştirmiştir. Ağustos 2026 itibarıyla, Yargıtay cephesinde köklü bir içtihadı birleştirme kararı bulunmamaktadır.
IV. Anayasa Mahkemesi’nin Tutumu: Ferhat Kara Kararı ve AİHM ile Ayrışma
AYM, bireysel başvuru yoluyla önüne gelen ByLock temelli mahkûmiyet kararlarını uzun süre Yargıtay’ın yaklaşımına paralel biçimde değerlendirmiştir. Bu dönemin sembol kararı olan Ferhat Kara başvurusunda AYM, ByLock kullanımının FETÖ/PDY’nin örgütsel ve gizli haberleşme ağı olduğu kabulüne dayanarak, bu kullanımın örgütle bağlantıyı gösteren güçlü bir delil olarak değerlendirilebileceği sonucuna varmıştır. Dönemin AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın kamuoyuna yansıyan açıklamalarında, AYM’nin bu konudaki yaklaşımının AİHM’den farklılaştığı ve mahkemenin tutumunun ‘zaten belli’ olduğu ifade edilmiştir. Bu dönemde AYM ile AİHM arasındaki pozisyon farkı, hukuk çevrelerince açık bir içtihat ayrışması olarak nitelendirilmiştir.
V. AİHM’in Yüksel Yalçınkaya/Türkiye Kararı (Büyük Daire, 2023)
AİHM Büyük Dairesi, 26 Eylül 2023 tarihinde açıkladığı Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararında (B. No: 15669/20), ByLock kullanımına dayalı TCK m.314/2 mahkûmiyetlerini Sözleşme’nin 6. maddesi (adil yargılanma hakkı), 7. maddesi (kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi) ve 11. maddesi (örgütlenme özgürlüğü) bakımından değerlendirmiştir.
AİHM’in temel tespiti: Ulusal mahkemelerin, ByLock’un FETÖ/PDY’nin münhasıran örgütsel amaçla kullanılan bir haberleşme ağı olduğu kabulünü, bu tespiti bağımsız ve derinlemesine incelemeksizin, yargılama dışı bir bağlamda (MİT/idari tespit) oluşturulmuş bir olgu olarak kabul ettiği; bu durumun adil yargılanma hakkının gerektirdiği çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkeleriyle bağdaşmadığı yönündedir.
Karara göre, ByLock kullanımının tespiti tek başına ve otomatik olarak silahlı terör örgütü üyeliğinin ispatı için yeterli kabul edilemez; mahkemelerin, bu kullanımın hangi amaçla, hangi içerikle ve hangi yoğunlukta gerçekleştiğini, kişinin örgütle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren organik bir bağının bulunup bulunmadığını ayrıca ve somut biçimde ortaya koyması gerekir. Mahkeme, kanunilik ilkesi (m.7) bakımından, suçun kapsamının öngörülemez biçimde genişletilmemesi gerektiğini; adil yargılanma hakkı (m.6) bakımından ise, sanığın şifresi çözülmüş ByLock materyallerine tam erişiminin savunma hakkının özüyle bağlantılı olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, kararın icrası bakımından (m.46), talep edilmesi hâlinde yargılamanın yeniden açılmasının en uygun telafi yolu olacağını belirtmiştir.
Kararın verildiği tarihte AİHM önünde aynı konuya ilişkin yaklaşık sekiz bin başvuru bulunduğu; kararın iç hukukta uygulanmaması hâlinde bu sayının katlanarak artabileceği hukuk yazınında sıklıkla vurgulanmıştır. Nitekim AİHM, 23 Haziran 2026 tarihinde komite formatında verdiği bir dizi kararla, Yalçınkaya standardını artık münferit inceleme konusu olmaktan çıkarıp yerleşik ve öngörülebilir bir içtihat hattına bağladığını ortaya koymuştur.
VI. 2026’da Yakınsama: AYM’nin Ramazan Çakır Kararı
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun, FETÖ/PDY üyeliğinden 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edilen Ramazan Çakır’ın bireysel başvurusu üzerine verdiği ve 19 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 24 Şubat 2026 tarihli kararı, AYM’nin bu alandaki tutumunda dikkate değer bir yönelim değişikliğine işaret etmektedir.
AYM’nin yeni yaklaşımı: ByLock’un FETÖ/PDY’nin gizli haberleşme ağı olarak kabul edilmesi, uygulamanın bir kişi tarafından hangi amaçla kullanıldığının her durumda otomatik olarak örgüt üyeliği sonucunu doğurmayacağı; bu kullanımın örgütsel haberleşme kapsamında olup olmadığının, iletişim kurulan kişilerin kimliğinin, yazışma içeriğinin niteliğinin ve destekleyici delillerin somut biçimde ortaya konulması gerektiği yönündedir.
AYM, başvurucunun ‘ByLock’u örgütsel haberleşme amacıyla kullanmadığı’ yönündeki savunmasının derece mahkemesince yeterince karşılanmadığını tespit ederek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine hükmetmiş ve dosyayı yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiştir. Kararın gerekçesinde, mahkûmiyet için manevi unsurun (kastın) ayrıca ve somut biçimde değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmış; bu yönüyle AYM’nin yeni yaklaşımı, AİHM’in Yalçınkaya kararında ortaya koyduğu standarda belirgin biçimde yaklaşmıştır.
Kararın kapsamı sınırlı biçimde okunmalıdır: AYM, ByLock’un delil niteliğini toptan reddetmemiş; yalnızca, ByLock’un tek veya belirleyici delil olduğu dosyalarda daha sıkı bir gerekçelendirme standardı getirmiştir. Kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından hukuk çevrelerinde, bu içtihadın benzer delil yapısına sahip diğer FETÖ dosyalarına ne ölçüde emsal oluşturacağı ve Yargıtay’ın konuya ilişkin yerleşik yaklaşımıyla nasıl bir uyum içinde uygulanacağı tartışılmaya devam etmektedir.
VII. Yargı Organları Arası Olası Gerilim ve Uygulamaya Etkileri
Ağustos 2026 itibarıyla tablo şu şekilde özetlenebilir: Yargıtay, ByLock’u FETÖ/PDY’nin münhasır ve örgütsel haberleşme ağı olarak kabul eden yerleşik içtihadını sürdürmekte; AYM ise bireysel başvuru denetiminde, en azından tartışmalı veya tek delile dayalı dosyalarda, AİHM standardına yaklaşan bir gerekçelendirme yükü getirmektedir. Bu iki yaklaşım arasındaki olası gerilim, önümüzdeki dönemde derece mahkemelerinin AYM ihlal kararlarını ne ölçüde ve nasıl uygulayacağı sorusunu gündeme taşımaktadır.
Uygulayıcılar açısından bu gelişmelerin taşıdığı pratik önem şu noktalarda toplanabilir:
- Tek delil durumunda güçlenen savunma imkânı: dosyada ByLock kullanımı tek veya baskın delil ise, AYM’nin Ramazan Çakır kararı emsal gösterilerek, kullanımın örgütsel amaçla gerçekleştiğinin somut biçimde ispatlanmadığı yönünde savunma kurulabilir.
- Kesinleşmiş dosyalarda yeniden değerlendirme ihtiyacı: kesinleşmiş ve yalnızca ByLock’a dayalı mahkûmiyetlerde, gerekçeli karar hakkı veya manevi unsurun değerlendirilmemesi gerekçesiyle bireysel başvuru veya olağanüstü kanun yolu imkânlarının güncel içtihat çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerekir.
- AİHM’e başvuru stratejisi üzerindeki etki: AYM’nin iç hukuk yolunu tüketme şartı gereği öncelikli başvuru mercii olması nedeniyle, AYM içtihadındaki bu yönelim, AİHM’e yapılacak başvuruların kabul edilebilirliği ve sayısı üzerinde de dolaylı etki doğurabilir.
VIII. Sonuç ve Değerlendirme
FETÖ/PDY üyeliği davalarında ByLock delilinin hukuki değeri, on yılı aşkın bir süredir Türk ve Avrupa yargı organları arasında farklı yorumlara konu olmuştur. AİHM’in Yalçınkaya kararıyla ortaya koyduğu ‘salt kullanım yeterli değildir, manevi unsur ve organik bağ ayrıca ispatlanmalıdır’ standardı, uzun yıllar AYM ve Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımından ayrışmıştır. AYM’nin 2026 yılında verdiği Ramazan Çakır kararı, bu ayrışmayı tam olarak gidermese de, en azından tek delile dayalı ve gerekçesi zayıf dosyalarda AİHM standardına yaklaşan bir denetim ölçütü getirmesi bakımından dikkate değerdir. Yargıtay’ın bu gelişmeye ne ölçüde ve ne hızda uyum sağlayacağı, önümüzdeki dönemde hem derdest hem kesinleşmiş dosyalar bakımından belirleyici olacaktır.
Bu tablo, somut bir dosyanın hangi aşamada (soruşturma, ilk derece, istinaf, temyiz, kesinleşme sonrası) olduğuna göre, izlenecek hukuki stratejinin köklü biçimde farklılaşabileceğini göstermektedir. Özellikle delil yapısı yalnızca veya ağırlıklı olarak ByLock kullanımına dayanan dosyalarda, güncel AYM içtihadının usul ve esas yönünden dosyaya nasıl uyarlanacağının dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kaynakça
Yüksel Yalçınkaya/Türkiye [BD], B. No: 15669/20, 26.09.2023.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Ramazan Çakır Başvurusu, 24.02.2026 tarihli karar, RG: 19.06.2026.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Ferhat Kara Başvurusu.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2025/3-158, K.2025/374, 01.10.2025.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2019/495, K.2021/116.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E.2022/2202, K.2023/3177, 18.05.2023.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E.2024/705, K.2024/15150.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E.2022/5667, K.2024/12523.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Metin Özçelik-Mustafa Başer kararı, 2017.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m.314.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, m.5.
Bu makale akademik/bilgilendirme amaçlıdır; somut bir dosyaya ilişkin hukuki görüş niteliği taşımaz. Verilen tarih, esas ve karar numaraları kaynak taramasına dayanmakta olup, dosyanıza özel değerlendirme için ilgili kararların tam metinlerinin teyit edilmesi ve Sadak & Partners Law Office ceza hukuku ekibiyle görüşülmesi önerilir.
